Cem Şancı, yeni romannda centilmen erkeklere kötü kızlarla baş edebilmek için taktikler veren bir rehberin hikayesini anlatıyor. Bu rehberi hazırlayan kişinin hayatından da yola çıkarak... Şancı ile bu ilginç rehberi, kötü kızları ve edebiyatı konuştuk

 

-Kötü kızların da "masum küçük birer kız gibi onları koruyan kahramanların kanatları altında uyumak" istediğini söylüyor kahramanınız. Ona göre ya da yazarına göre "kötü kız"ın tanımını yapabilir misiniz bize?

Romanın kahramanı Okan bey sevilen, çok okunan bir mizah yazarı ve kadın-erkek ilişkisindeki kronik “zengin koca” bulma sorununu tanımlamak için kötü kız kavramını oraya atıyor. Ancak ona göre kötü kızın tanımı, bu gün dilimize yerleşmiş kötü kız kavramından daha farklı. Toplumun kötü kız sıfatını evlilik dışı ilişki yaşayan, kucaktan kucağa dolaştığını söyleyip “hafifmeşrep” bulduğu kızlar için kullandığını vurgulayan Okan, yazdığı rehberde bahsi geçen kötü kız kavramını, erkekleri birer av gibi gören ve avını yakalamak için tuzak kuran; masum, günahsız, saf rolü oynayan kadınlarla açıklıyor.

Okan, önceki romanlarımdan Aşkatür’de de benzer çıkışlarıyla tepki toplayan bir karakterdi. Bu kez de, gönüllerine göre yaşayan, erkekler gibi özgürce davranan kızların “kötü” ilan edilmesine karşı çıkıyor ve gerçek kötülüğün, yalancı bir ruhta var olabileceğini söyleyerek, daha yüksek standartlı bir hayata ulaşmak için erkekleri kullanan, âşıkmış gibi yapan, seviyormuş gibi görünen ama fırsatını bulunca aldatan, çalan, zarar veren kadınların “kötü kız” olduğunu anlatıyor

 

-Kitap başladığı ilk cümlede yazdığı şekliyle; "Türk Edebiyatı'nın en çok satan vıcık vıcık aşk maceralarıyla" mı büyüdünüz sizde kahramanınız gibi? Ya da tamamen kahramanın gözüyle mi bu böyle?

Son on senedir, aşk yazan yazarlarımızın işin kolayına kaçtıklarını ve ucuz kurgularla varoşlarda beyaz atlı prensler bekleyen yüzbinlerce kızımızın ilgisini çekip satışlarını patlatmaya çalıştıklarını düşünmeye başladım. Aslında eleştirimin temelini, 25 sene kadar önce moda gibi ortaya çıkan ve bakkallarda bile  satılan pembe dizi kitapları merak edip, ilk okul harçlıklarımla alıp okumuş olmam oluşturuyor zira bugün insanların öve öve bitirmedikleri, ince ruhlu, kadın uzmanı, “süper-duygusal” yazarlarımızın tarzlarının o pembe dizi yazarlarıyla örtüştüğünü görüyorum ve komik buluyorum. Gerçi, bu tür “vıcık vıcık” aşk kitaplarına karşı değilim. Hem okuma alışkanlığı kazandırıp okur yetiştirdikleri, hem de yayınevlerini besledikleri için dolaylı olarak edebiyatı desteklediklerini düşünüyorum ama çok abartıldıkları zaman onları gülme malzemesi olarak kullanmamız kaçınılmazlaşıyor.

 

 

-Kızlar hakkında yazmayı seviyorsunuz...

Kızlar romanlarımın isimlerinde özneleşiyor ancak sayfaların içinde kadın erkek ilişkisinin açmazlarına, aşkın çıkmazlarına değinen nükteli satırlar, mizahi kurgular var. Kapağın içinde kahramanlarım “kızlar” değil çiftler oluyor. Âşıklar, flörtler, arkadaşlar... Dolayısıyla insanlar hakkında yazıyorum. Aşkı hicvederken kadının da erkeğin de eleştirisini yapmak gerekiyor. Romanlarımda arızalı pek çok erkek tiplemesi bulabilirsiniz. Önceki romanım Kızlar Âşık Olmaz’ın baş karakteri de paranoyak bir erkekti. Ancak toplumumuz kadınlar hakkında eleştirel söylemlere alışık olmadığından ve insanlarımızın aklındaki kalıplaşmış, taşlaşmış aşk tanımında erkek baskıcı, sorumsuz, aldatan, kötü taraf; kadınsa erkeğin kurbanı olmuş, altın yürekli, melek karakterli, iyi taraf olarak resmedildiğinden kadınları eleştiriyormuş gibi görünen ifadeler hemen dikkat çekiyor, hatta sanki bir yasayı çiğniyormuşsunuz gibi tepki topluyor. Bir garip “mazlumu savunma” refleksi gösteriyor insanlar ama mazlum kim? Kadın mı? Günümüz modern kadınının mazlum, mağdur bir yanını göremiyorum. Onlar da erkekler kadar insanlar ve erkekler kadar çirkinler.

 

-Yaratıcılık klişeyi sevmez mi? (satır aralarında gözüme çarpan cümleden...)

Klişe edebiyatın kara parasıdır. Entelektüel üretime gücü yetmeyenin sağdan soldan duyduklarıyla kotarmaya çalıştığı desteksiz, temelsiz, çürük yapıyı ayakta tutacak gösterişli, şaşalı kolonlardır. Politikacıların kahvehanelerde sandalyeye çıkıp alkış toplamak için çığırdıkları yalanlar gibidir. Hissedilmeden, anlamı üzerinde düşünülmeden, çaba sarf etmeden, ağza geldiği gibi söylenmiş sözdür ve bence okuyucuya karşı yapılmış büyük bir ayıptır. Okuyucunuza saygı duymadığınızın, onların para verip, zaman harcayıp okuyacağı eserinizi ciddiye almadan, üzerinde düşünmeden yarattığınızın kanıtıdır. Bir romanı etkileyici yapan, kurgusundaki zeka izleri olmalıdır. Yaratıcı zekanın tıkandığı noktada insanların klişelere sarıldığını görürsünüz. Aşk romanları üzerine karakterlerimin diyaloglarında ses bulan tepkinin nedeni de bu tespittir.

 

 

-Rehberde "Son Tavsiyeler" adlı bölümde "Rehberi buraya kadar okuyup hâlâ kadınların melek olduğunu düşünüyorsanız..." diye başlayan bir cümle var. Peki erkekler melek midir? Erkeklerle ilgili bir rehberin olduğu başka bir kitap düşünüyor musunuz?

 

 

Romanın kahramanı Okan beyin yazdığı ve kitabın arkasında yer alan nükteli rehber aslında erkeklere yeterince güçlü bir mesaj veriyor. Erkeklere aşkın parayla satın alınmayacağı, güçle, iktidarla, lüksle elde tutulmayacağını anlatıyor yazar Okan. Oysa Okan beyin eleştirdiği o “kötü kız”ları var eden, yarattıkları taleple ve cüzdanlarının gücüyle kadınların aşklarını satın almaya çalışan erkeklerdir. Kadınları güçsüzleştirip sonra kendilerine muhtaç etmiş erkeklerdir. Rehber aslında bir mizah metnidir ama tersten okumaya kalktığınızda orada zengin koca arayan “kötü kız”lar kadar, parasıyla kadınları etkilemeye çalışan, aşkı kredi kartıyla satın alınabilen bir ürün gibi gören erkeklerin de var olduğunu göreceksiniz. Okan, yılların yorgunluğuyla kalemi eline alınca, arayanlar için mizahının içine anlamlı bir mesaj da saklıyor:  Karşınızdaki bir insandır. Ona tapınmayın, sadece aşık olun