Cosmopolitan /Ocak-2004
Söyleşi
"
-Vahşi, saldırgan, acımasız...
Cem Şancı, Kızlar Aşık Olmaz", "İlk öpücük", "Doğa Üstü Sevgi Altı", gibi kitapların yazarı... Kitapları adlarından da anlayabileceğimiz gibi, günümüz kadınlarını, ilişkilerini anlatıyor:
- yazdıklarınızın başlıca konusu kadınlar... nedir? mesele nedir yani?
kitaplarınızın hepsinin öznesi, en azından kitap isimlerinde kadınlar...
adını çok güzel koymuşsunuz “mesele” diye. her şey kadınların son yüzyılda
“mesele” haline gelmesinden kaynaklanıyor. haklarını ellerine alıp, erkeğin
boyunduruğu altında yaşayan, söz dinleyen küçük acınası yaratıkçıklar
olmaktan çıktıkça insanlaştıklarını görüyoruz kadınların, ki melek gibi
insan üstü, doğa üstü bir sınıftan insanlığa düşmek hoş olmasa gerek.
kadınlar, meğer ellerinde fırsatları olmadığı için bunca zamandır
köşelerinde oturmuş, masum rolü yapmaktalarmış. ellerine fırsat geçince,
erkeklerden beter olduklarını, melek olmadıklarını, erkekler kadar insan
olduklarını, dolayısıyla erkekler kadar kötü olabileceklerini gördük ve
bunun farkına varan insanlığın karşılaştığı bir şaşkınlık yüzyılı yaşıyoruz
bence. bu nedenle olsa gerek, sadece benim değil, pek çok sanatçının
eserlerinde kadınlar alışılmış eski melek rollerinin dışında, gerçek
yüzleriyle ortaya çıkıyorlar. durumu sorgulama cesaretine sahip sanatçılar
kadının yeni rolünü sorguluyorlar ama kadının kutsallığını, melekliğini,
saflığını tartışmak hala tabu ve bunları konuşmak tepki çekiyor. mesele
dediğimiz şey bu olmalıdır.
************
- kent, hayat ve hızlı hayat! yeni kadın tipleri ortaya çıkıyor...
eskiden daha basit birtakım sınıflamalar yapmak mümkündü kadın deyince.
sizce artık kadınlar erkeklerin aklını, eskiden olduğundan çok mu
karıştırıyor dersiniz?
klasik centilmenlik kodunda artık pratiği olmayan bazı söylemler var.
kadınların güçsüz oldukları ve korunmaya ihtiyaç duyduklarını vurgulayan
ifadeler bunlar. oysa bu kod artık eskidi. kadınların güçsüz olduğu, hakim
erkek gücünün altında sesini çıkaramayıp kaderine mahkum olduğu yıllardan
kalma, güçsüzü kollamayı, güçsüze sahip çıkmayı buyuran bir kod hala ona
uymaya çalışan erkeğin kafasını karıştırıyor. çünkü karşısında artık güçsüz
bir masum değil, aksine binlerce yıl boyunca yaşadığı esaretin travmasını
atlatamamış ve intikam peşinde, sanki, kaybettiği yılların acısını çıkarmak
istercesine dünyayı ele geçirmek isteyen bir yaratık var. hani hapisten
çıkınca ilk işleri onları yakalatanları veya esaret altında eziyet
çektirenleri vurmak olan suçlular, gözü dönmüş katiller vardır ya, kızmayın
bana ama benzetmede hata olmaz, kadınların hızla değişip, saldırgan bir
tutumla kendilerini erkeklerin vahşi dünyasına adapte etmelerini buna
benzetiyorum. hani kadınlar ipleri alınca dünya daha güzel bir yer olacaktı?
dünyanın en büyük ateş gücüne sahip ordularını harekete geçiren siyasetçiler
arasında kadın isimleri görüyorum. işyerlerinde çalışma şartları yüzünden
acı çeken arkadaşlarımın başında kadın yöneticiler görüyorum. kısacası,
kadınlar erkeklerin kafasını karıştırdı zira onlardan daha fazla insan
çıktılar. vahşi, saldırgan ve acımasız...
**************
- sizce kadınlar ne ister, erkekler ne?
kadınların güç istediği çok açık ama aşamalı bir güçlenme planları var. ilk
etapta erkekleri ele geçirerek kendilerini sınıyorlar. önce arzuladıkları
adamın kalbini ele geçiriyorlar. sonra o erkeğin bütün hayatını parça parça
sahipleniyorlar ve erkek artık kadının peşinde, “peki hayatım, üzülme canım,
sen nasıl istersen meleğim,” kıvamında bir kurbana dönüştüğünde, kadın artık
dünyayla başa çıkabilecek ve istediği gücü elde etmek için arenaya
çıkabilecek aşamaya geldiğini anlıyor olmalı zira erkek gibi vahşi bir
yaratığı dizgin altın alacak gücü olduğunu görmüş oluyor. ağlayarak,
sızlayarak, naz yaparak, “beni aramıyorsun, beni sormuyorsun, bana ilgi
göstermiyorsun, beni sevdiğini belli etmiyorsun, şunu yapmıyorsun, bunu
yapmıyorsun,” diyerek erkeği sudan çıkmış balığa çeviren kadın yaratığının
erkek istediği kıvama gelince de “ay peşimden düşmüyor, çok bunaldım, çok
sıkıldım, bıktım artık,” diye sağa sola yakınmaya başladığını inkar
edemezsiniz şimdi. evet bir oran olmalı, ilginin, kıskançlığın bir sınırı
olmalı ama konumuz bu değil. kadın yaratığı, “ben senin her şeyini, her
anını, her saniyeni istiyorum,” diye ağlıyor mu? ağlıyor. dava kapanmıştır.
erkekleriyse kadınlarla karşılaştırdığımda, zevk insanları olarak görüyorum.
hayattan bütün istedikleri zevk almakmış gibi yaşıyorlar. otomobilleriyle,
oyuncaklarıyla, küçük eğlenceleriyle mutlu olan erkekler var ve sayıları az
değil, üstelik o derece kendi dünyalarında yaşıyorlar ki, kadının geçirdiği
evrimi, boynuzlu, pençeli, uzun dişli bir korku filmi yaratığına dönüşümünü
göremiyorlar. önceleri erkeklerin bu körlüklerinin farkında değildim.
kadınların özgürlüklerini kazanmalarıyla gücün sarhoşluğuna kapılıp,
insancıllıklarını kaybetmelerini gözleyip konu hakkında yazmaya
başladığımda, kadınlardan haklı olduğum yönünde eleştiriler alırken, beni
kadın düşmanı diye ilan ediverenler hep erkekler çıktı. mail kutumdaki
övgüler kadın okuyucularıma, hakaret ve tehditler erkek okuyuculara ait. çok
ilginç değil mi? onlara göre kadınlar hala melek çünkü. diyorum ya,
centilmenlik kodunda revizyon vakti geldi..
*****************
- kadınlarla ilgili meselelere nasıl bakıyorsunuz? yanlış anlamayın;
makyaj, alışveriş, bakım kürleri ve bunları içeren kadın sohbetlerine...
bakımlı olmayı yanlış bulanlardan değilim. abartılısını sevemem ama ufak bir
makyaj, hafif bir saç bakımı kadının kadınsılığını ön plana çıkarır ki arada
sırada kadın olduklarını hatırlamak güzel oluyor. üstelik erkeklerin de
bakımlı olmaları gerektiğine inananlardanım. elbette erkeğin bakımı kendine
özgü, daha farklı yöntemlerle olur ama erkekleri kadınlar gibi kuaförde
sıraya dizilmiş saatlerce dedikodu yapar şekilde veya bütün gün bakım
ürünlerinin nerelerine nasıl iyi geldiğini anlatan sohbetlerin içinde
düşünemiyorum. kadınların makyaj, bakım sohbetlerine bakışımı da artık
kısaca “anlayış” olarak özetleyebiliriz. sizi öyle kabullendik, üzülmeyin,
çekinmeyin yapın sohbetinizi. genlerinizde var bu..
***************
- kadınlarla ilgili meselelere nasıl bakıyorsunuz? yani, özgürleşme
arzularına, erkeklerle eşitlik taleplerine v.s...
eşitlik talebinin insancıl bir istek olmaktan çıkıp bir iktidar yarışına
döndüğü görülüyor. sanki iki taraf da daha kötü olma yarışına girmiş gibi,
kuralsız, acımasız bir rekabet oluştu dünyada. kadınlar erkeklerden daha
acımasız olabileceklerini ispata giriştiler. aşklar, kalp kırma yarışına
döndü. teknoloji, önce o arasın, diye telefon başında bekleyenler korkaklar
ortaya çıkardı. özgürlük, “ben istediğimle yatarım, sevgilim olman cinsel
hayatıma karışma hakkını doğurmaz,” gibi traji-komik yorumlarla aşağılandı.
aşkın özgür olması söz konusu olabilir mi? aklım almıyor. aşk bir başka
insana gönüllü esir olmaktır. kadınlar özgür olmalı diye ortaya çıkanlar
kadınların istedikleri insana özgürce aşık olmasını, ailesinin, çevresinin
baskısıyla karşılaşmadan özgürce aşkını yaşamasını anlatmaya çalışmışlar
başlangıçta sanırım ama şimdilerde yorumlanan özgürlük aşkın doğasındaki
esareti inkar eden bir özgürlük.
***************
- bana telefon görüşmemizde kadın düşmanı olmadığınızı söylemiştiniz.
bunun altında kadınlardan yana bir korku sezer gibi oldum, haksız mıyım?
dünyanın yarısının gözü kara bir histeriyle sonu belirsiz bir iktidar
yarışına girdiğini ve insanlığını unuttuğunu görmek korkmak için yeterli bir
sebep değil midir? bunların bazılarını hayatlarımıza sokup, birlikte
yaşamaya çalıştığımızda küçük cennetlerimizi cehennemlere çevirdiklerini de
görüyoruz. kadın, masum küçük bir çocuk gülümsemesiyle bir anda herkesin
sempatisini kazanabilen bir yaratık ve küçük, zehirli gülümsemeleriyle
kontrolü altına aldığı insanlara akıl almaz işler yaptırabiliyor.. benzer
hikayeleri sinemada korku filmi diye izliyoruz da gözümüzün önünde
insanların akıllarını başlarından alıp, uzaktan kumandalı deney
hayvancıklarına dönüştüren kadın yaratığından neden korkmuyoruz? haklısınız,
korkuyorum elbette. korkmak da insanı güçlü yapar.
******************
- kızlar gerçekten aşık olmaz mı?
oluyor musunuz? soruyu kızlara sormak lazım ama bu, son romanım kızlar aşık
olmaz’ın ismi nedeniyle sık karşılaştığım bir soru. roman, çevrelerindeki
mutlu ilişkileri bozarak, aşkların bitiş sürecini incelemeye ve aşk
hakkındaki hipotezlerini sınamaya çalışan üç kahramanın hikayesini
anlatıyor. ancak romandaki üç karakter deneyler ilerledikçe ve bozdukları
“mutlu” ilişkilerin sayısı arttıkça aslında aşk hakkında kimsenin konuşmaya,
tartışmaya, dile getirmeye cesaret edemediği bir sırrı ortaya çıkartıyorlar
ve kızların aslında aşık olamayacaklarını düşünmeye başlıyorlar.
**************
-50 yıl önce, kadın-erkek ilişkilerinin güzergahı belliydi. tanışır,
hoşlanır, nişanlanır evlenirlerdi... günümüzde bu hedef ortadan kalkmış ya
da giderek azalıyormuş gibi görünüyor. sizce ilişkiler nereye gidiyor?
elli yıl önce evliliğin, toplum baskısından kaçış olduğunu artık herkes
kabul ediyor. ergenlik dönemlerine girmiş erkek ve kızların ortalıkta
dolaşıp toplumun namusuna yönelik tehlike arz etmemesi için yine toplumun
uygun gördüğü bir çözümmüş evlilik. birbirini ilk defa gören iki insanın
arasında nasıl bir aşk söz konusu olabilir ki ikinci buluşmaları evlilik
bağı altında zifaf odasında gerçekleşsin? kadınların eşitlik, özgürlük diye
yakınmalarına sebep olan sorunlardan biri bu değil miydi? tarihin, olayları
gerçekleştiği dönemin özelliklerine göre değerlendirme kuralı gereği, bu gün
o evliliklerde bir suçlu da bulamıyorsunuz. ne o kızla evlenmeyi kabul eden
damat, ne aileler, ne toplum o şartlar altında suçlu olamıyor. ama ortada
kurban edilmiş masum bir kadın olduğu ortada. bu günse, kadınların o
kabuklaşmış “masum” görüntülerini siper gibi kullanarak ihanetlere,
yalanlara, dolanlara başvurduklarını inkar edebilir misiniz? erkekler de
elbette kör değiller ve tüm bunları görüyorlar dolayısıyla iki cinsin
birbirine güveni gittikçe yok oluyor. aşık olmanın, saflık olarak
tanımlandığı bir dönemi yaşıyoruz ama sonsuza kadar sürmeyecektir çünkü
böyle giderse insanlık paranoyaların altında ezilip hasta bir toplum olarak
birbirini yok edecektir ki insan iradesi tehlikeyi görüp önlem almaya
şartlanmıştır ve buna izin vermeyecektir. sonunda bu akıl almazlığı artık
kaldıramayıp 68’lerin çiçek çocukları gibi isyan edecek bir nesil ortaya
çıkacak ve iki cins arasında yeni bir denge kurulacaktır. ama biz bu
kargaşayı, kavgayı, diş geçirmeyi, güvensizliği, ihanetleri, yalanı yaşayan
nesil olacağız gibi görünüyor, ne yazık ki.
"